Suriye’nin Rotası ve Türkmenler

November 9, 2012 at 5:24 pm | Posted in Turkmens | Leave a comment
Tags:

Suriye’nin Rotası ve Türkmenler

EMRE KARTAL, YILDIRIM BEYAZIT ÜNIVERSITESI

 – EKIM 14, 2012

Özet:

Kuzey Afrika’da başlayan ve rejim değişikliklerine sebep olan süreç yahut diğer adıyla ‘Arap Baharı’ son kademede Suriye’yi de etkilemiş, rejim karşıtı ayaklanmaların başlamasına sebep olmuştur. Hafız Esed’ın askeri bir darbeyle iktidara gelmesiyle hâkim olan Baas (Sosyalist Arap Milliyetçiliği) rejimi, etnik farklılıklar üzerine kurulmuş ve güvenlik temelli Sovyet benzeri bir rejimle ülkeyi bugüne kadar yönetmiştir. Beşşar Esed’in yüzeysel kalan yumuşamaları yeterli olmamış ve çeşitli sebeplerle muhalif hareketlerin sokaklara dökülmesine ve adeta bir iç savaşın başlamasına sebep olmuştur. Etnik ve dinsel farklılıkların ön plana çıktığı bu süreçte Esed, rejimi kurtarmak için ‘ya bizdensiniz ya da ölüsünüz’ mantığıyla hareket etmiş ve bazı katliamlara girişmiştir. Yazımda Suriye’nin kuruluşundan bugüne kadar siyasi yapıyı, etnik, dinsel farklılıkları, muhalif hareketleri ve bu süreçte hiçbir siyasi çatı örgütü bulunmaması sebebiyle en çok zararı gören Türkmenleri inceleyerek, Suriye’nin nereye gittiğini yani rotasını kendi öngörülerimle tespit etmeye çalışacağım. Ayrıca tarihi bağ ve komşuluk ilişkisi sebebiyle Türkiye açısından da gidişatın bir tahlilini yapacağım. Bu bağlamda Suriye’nin henüz belirsiz olan rotasının ileride etnik farklılıklara dayalı bir bölünme yahut kantonlaşmaya nasıl gidebileceğini tartışacağım.

Anahtar Kelimeler: Beşar Esed, Suriye, Özgür Suriye Ordusu, Türkmenler, Baas, etnik farklılıklar

Giriş

Osmanlı Padişahı Yavuz Sultan Selim Han’ın 1516’da yaptığı Mısır seferi sırasında Osmanlı idaresine giren Suriye, 1920 yılında Fransız mandasına girene kadar yani 394 yıl Osmanlı toprağı olmuştur. Başkent Şam ve Halep şehirleri Osmanlı’nın önemli ticaret ve kültür merkezlerinden olmuştur. Daha öncesinde ise yine Suriye zaman zaman Türk idaresinde kalmıştır. 1078’de Büyük Selçuklu Meliki Tutuş’un fethettiği bu topraklara pek çok Türkmen boyu yerleştirilmiş hatta bir dönem Suriye Selçukluları Devleti de kurulmuştur. Türkiye tarihinin başlangıcı sayılan 1071 Malazgirt Savaşı aynı zamanda Suriye’de Türk tarihinin de başlangıcıdır (Turan, 1969:106,159). Türk tarihini hanedan rejim değişiklikleri içeren bir bütün olarak kabul edersek, Suriye yaklaşık bin yıldır Türklerin yaşadıkları ve Türkiye’nin ilgisinde olan bir bölgedir (Atsız, 1966:9). Dolayısıyla bugün yaşanan muhalif hareketler ve iç savaş olarak nitelenebilecek çatışmalar Türkiye’yi doğrudan ilgilendirmekte ve bir sınır komşusu olarak tedirgin etmektedir. Bunun yanında Suriye’deki Türkmen varlığı da Türk Milliyetçileri başta olmak üzere kamuoyunda ciddi olarak ilgilenilen bir meseledir. Aynı zamanda Osmanlı’dan bir şekilde ayrılmasının ardından Suriye’de yaşanan tüm siyasi gelişmeler, Batı’nın emperyal tecrübeleri arasında sayılabilir.[1] Suriye devletinin manda devrinde ve bağımsızlığını kazandığı dönemlerde dahi etnik farklılıklar üzerine inşa edilen rejim, bugün yine etnik farklılıkların ön plana çıktığı bir iç savaş pozisyonuna gelmiştir. Bugün Suriye’de azınlık durumunda olan Arap Alevileri rejimi elinde tutmakta, çoğunluk olan Sünni Araplar ve diğer etnik azınlıklar ise bu rejimin altında çeşitli baskılara maruz kalmaktadır. Suriye’de, Esed rejiminde hâkim olan Arap Alevilerinin yanı sıra, Sünni Araplar, Kürtler, Dürziler, Ermeniler ve Osmanlı’nın emaneti sayılabilecek Türkmenler yaşamaktadır. Emperyalizm tarihinin bize gösterdikleri ışığında bakarsak, Suriye’nin şu an için belirsiz olan rotası, yine etnik temelli olarak kurulacak yeni bir yapının işaretçisidir. Yalnız bu sürecin şimdiden başlayan katliamlar düşünülünce, çok kanlı olacağı aşikârdır. Suriye’nin rotasını az çok çözmek için önce Suriye’nin siyasal yapısını ve kısa tarihini analiz etmek gerekmektedir.

Suriye’nin Etnik ve Siyasal Yapısı

Suriye hem etnik hem de dinsel olarak farklılıkları barındıran bir ülkedir. Net olarak bilinmese de nüfusunun %80’ine yakını Sünni Müslüman, %10-12 kadar Arap Alevisi (Nusayri), %8-9 Hıristiyan, %3 Dürzi ve diğer küçük dini gruplar bulunmaktadır. (Orhan, 2011:8) Etnik olarak %80 civarında Arap, %10-12 civarı Türkmen, %10-15 civarı Kürt, %3’lük bir kesim de Ermeni barındırmaktadır (Orhan ve Öztürkmen, 2011:49). Arapların çoğunluğu, Türkmen ve Kürtler Sünni Müslümandır. Arapların bir kısmı – iktidarı elinde bulunduran kısım – Alevi, Dürzi ve İsmaili’dir. Ortodoks Ermeniler ve bazı Hıristiyan azınlıklar da bulunmaktadır (Orhan, 2011:9). Kürtler çoğunluklarını kimlikleriyle güçlendirip ortaya koyan topluluktur. Aktif siyaset yapmaktalar ve Kürt olma bilinciyle hareket etmektedirler. Türkmenler kadar belki de daha az nüfusuna sahip olmalarına rağmen kimliklerine sahip çıkmaları ve bu yönde siyasi adımlar atmaları onları hatrı sayılır bir güç haline getirmektedir. Hatta Kürt kimliği doğrultusunda silahlanan ve çeşitli siyasal talepleri olan hareketlere sahiptirler. Türkmenler ise muhtemelen 1920’li yıllarda Türkiye’den umudu kestiklerinde Araplarla bütünleşmeyi seçmişler ve siyasal bir örgütlenmeye gitmemişlerdir. Bu durum Türkmenleri büyük sıkıntılara sokmuştur.

Suriye’nin siyasal yapısı ise etkin ve ideolojik temelli bir baskı rejimi olarak tanımlanabilir. Suriye’de rejim çok geniş yetkilerle donatılmış Devlet başkanı yani Esed, Başkan Danışmanları ve yardımcıları, Askeri ve Sivil Güvenlik ve İstihbarat Birimleri, Baas Partisi, Meclis ve hükümet şeklinde sıralanmaktadır. Bu hiyerarşi askeri ağırlıklı ve lider ile rejimine sadakate bağlı bir yapıdır. Devlet Başkanı’nın yakın çevresi olarak adlandırabileceğimiz danışmanlar ve askeri-sivil güvenlik ve istihbarat birimleri ülkenin yönetimini en derinden etkileyen yapılardır. Bu danışmanların ve yakın ekibin çoğu Esed ailesinin akrabası veya yakın dostlarından oluşmaktadır. Burada Baas ideolojisinden de söz etmek gerekmektedir. Baas ideolojisi burada geçmişten genel Sünni elitin etkisini kırmayı amaçlayan ve daha çok azınlık olan Arap Alevileri, Dürziler ve bir kısım kırsal kesim Sünnilerinin yürüttüğü bir ideolojidir. İleride belirteceğimiz kökenleriyle birlikte Baas’ın temel ilkeleri şu şekilde pratiğe dökülmüştür: Mezhepler arasında birlik sağlamak için sekülerizm ön plana çıkarılmıştır. Bu sekülerizmi de en çok heterodoks bir İslami inanç olan Aleviliğe mensup Araplar benimsemiştir. Bunu destekleyen ve geçmiş Osmanlı dönemini ve Fransız sömürgesini reddeden bir Arap Milliyetçiliği vardır. Bunun yanında sosyalizm yer almıştır. Bu bağlamda Suriye’de Arap Alevilerine dayanan güvenlik birimleri, istihbarat ve ordu rejimin ta kendisi haline gelmiştir (Ataman, 2012:13). Zaten son süreçte yaşananların diğer Arap ülkelerinden farklı değerlendirilmesinin sebebi budur. Esed rejiminin direnmesinin sebebi ordu ve güvenlik birimlerinin Esed’e yani rejime kesin bağlılıklarıdır. Her ne kadar bu birimlerden karşı tarafa geçenler olduysa da bu sistem henüz sağlamlığını korumaktadır. Ayrıca bu yakın çevre birimlerinin büyük bir çoğunluğunun Arap Alevisi olması mezhepsel bir varlık mücadelesinin sebebi olmuştur. Suriye’de rejim demek doğrudan Arap Alevilerinin nüfus ve nüfuz olarak mevcudiyetleriyle bağlantılı hale gelmiştir. Suriye’deki Esed rejiminin varlığı doğrudan Alevi Arapların varlığı haline gelmiştir (Ataman, 2012:14).

Fransa Mandası, Bağımsızlık ve Baas

I.Dünya Savaş’ı sonrasında Osmanlı’nın elinden çıkan Suriye – başta Suriye’de olan Sancak (Hatay) 1939’da Türkiye’ye katılmıştır – İngiltere ve Fransa arasında, Kuttül Amare bozgunundan sonra yapılan Sykes – Picot Anlaşmasına göre, bu iki devlet arasında paylaştırılmış ve manda rejimleri öngörülmüştür. Osmanlı’nın pek çok ulusu bir arada idare edebilme kabiliyeti sayesinde 400 yıla yakın sıkıntısız idare edilen Suriye için böylece fırtınalı ve başıboş yıllar başlamıştır. Fransa’nın ilk planlarına göre Suriye’de üç ayrı etnik kökene dayalı devletler kurulacaktı: Kuzey’de bir Alevi devleti, Merkez’de bir Sünni Devlet, Güneyde ise bir Dürzi devleti (Okur, 2009:138).  Ancak bu çeşitli nedenlerle gerçekleşmemiş bunun yerine beş ayrı otonom bölge kurulmuştur: Dürzi Bölgesi, Halep, Lazkiye, Şam ve İskenderun. Burada Arap birliğini hedefleyen kesimleri durdurmak ve bölme amacı güdülmüştür.

Manda yönetiminde Suriye’ye baktığımız zaman, Fransa sürekli etnik ve dini grupları birbirlerine karşı desteklemeyi ve bu yolla hâkimiyetini sağlama yolunu seçmiştir. Lakin yüzyıllarca Osmanlılar tarafından yönetilmiş olan ülkenin bir sisteme sokulması mümkün olmamış ve uzun yıllar Osmanlı yönetim sistemleri kullanılmıştır. Hatta kurulan Halep devletinin devlet başkanı Kamil Paşa el-Kudsi eski bir Osmanlı paşası, Suriye Federal Konseyi Başkanı Suphi Bey Berekat, ‘Arap’tan çok Türk olarak anılan’ ve yönetime sürekli Türkleri getirdiği için eleştirilen bir lider olmuş yerine gelen Ahmed Naim Bey ise son halife Abdülmecid Efendi’nin damadı olmuştur (Longrigg, 1972: 129). Bu durum Türk etkisinin yönetimde dahi Osmanlı çekildikten sonra devam ettiğinin bir göstergesidir. Bu dönemde halk içinde Fransızlara karşı başlatılan ayaklanmaların pek çoğunda Ankara hükumetinin desteği olduğunu bilinmektedir. Halep bölgesinde ise halk, 1930’lara kadar Türkiye’yle birleşme isteğini sürekli dile getiriyordu. Halep’teki direnişlerde Türk Kuvayı Milliye neferleri bizzat savaşmış, Anadolu’daki milli mücadelenin bir uzantısı da Halep odaklı olarak Suriye’de de devam etmiştir. Lakin tüm bunlar Türkiye’nin Fransa ile yaptığı Ankara Anlaşması ile desteğini kesmesi sebebiyle gittikçe azalmış ve Halep ve çevresinin ahalisi yüzünü Şam’a çevirmek durumunda kalmıştır. Türkiye, Cumhuriyetin ilk yıllarında bilindiği üzere mümkün olduğunca tarafsız bir siyaset gütmeye ve Batıyla bütünleşmeye çalışmıştır. Bu bütünleşme sırasında da açıkça yeni rejimle birlikte gelen bir ‘Ortadoğu’ya sırtını dönme’ ve eski Osmanlı topraklarıyla ilgilenmeme politikası gütmüştür (Fuller, 2002:62). Fransa ile yapılan bu anlaşma ile de Türkiye uzun yıllar sürecek olan Ortadoğu’ya sırtını dönme politikasının bir bölümünü gerçekleştirmiştir. Bu noktada Türkmenlerin de Araplarla bütünleşmeyi seçtiğini söyleyebiliriz. Türkmenler ile ilgili bilgiler verildiğinde bu daha net olarak anlaşılacaktır.

Suriye’nin bağımsızlık süreci bir anlamda Alevi Arapların iktidar süreci olmuş ve ileride ortaya çıkacak Baasçılığın temelleri atılmıştır. II. Dünya Savaşı’nın öncül etkileri ve dünyanın gözlerini o yöne çevirmesiyle birlikte Fransa’da hem Suriye içi hem de Suriye dışı etkenlerden dolayı Suriye’ye bağımsızlığını vermeye ve ordusunu çekmeye razı olmuştur. Temmuz 1944’te Sovyetler Birliği, Eylül 1944’te ise ABD, Suriye’yi bağımsız bir devlet olarak tanımıştır. Lakin bu süreçte Fransa kendi etkisini burada devam ettirmek için çeşitli anlaşma maddeleri koydurmuş ve özellikle ordunun kuruluşu sürecini azınlıklar üzerine inşa etmiştir. Suriye’de Fransa tarafından kurulan ‘Levant Özel Kuvvetleri’ Arap Alevileri, Dürzileri ve az da olsa kırsal kesimde yaşayan Sünnilerden oluşturulmuştur. Bu orduda ortak Osmanlı sonrasında bölgede ivme kazanan Arap Milliyetçiliği bağlamındaki kimlik arayışları Baasçılık fikrini temellendiren etken olmuştur (Khoury, 1987: 5).

1943 yılında Rum Ortodoks Mişel Eflak ve Sünni Müslüman Salah Bitar tarafından kurulan Baas Partisi koyu bir Arap Milliyetçiliği ideolojisine sahipti. Askeri bir teşkilatlanması ve hiyerarşisi bulunan Baas, 1953’te Arap Sosyalist Partisi ile birleşerek Sosyalist bir kimliği de alarak Arap Sosyalist Baas Partisi adını aldı. 1954 ilk seçim başarısını kazanan Baas, 1960’lardaki darbeler sürecini iyi değerlendirdi ve 1963’te Irak Baasçılarının zaferinden etkilenerek Suriye’de bir darbe yaptı ve iktidara oturdu. Baas içindeki çekişmelerin sonucunda 16 Kasım 1970 tarihinde gerçekleşen darbe ile Hava Generali Hafız Esed’in 2000 yılında ölene kadar sürecek olan ve ardından oğlu Beşar Esed’e geçecek olan iktidarı başlamış oldu. Bu Baas yönetimi ‘Levant Ordusu’ kökenli subayların oluşturduğu ve bu gelenekten gelen bir zihniyetin oluşturduğu bir nevi Sovyet yönetim sistemi kurdu. (Yılmaz, 2009:154)

Osmanlı’dan ayrılış ile başlayan, Manda döneminde kökleşmeye başlayan ve darbeler süreci sonrası kurulan Baas rejimiyle keskinleşen etnik ayrımcılık üzerine kurulu olan Suriye, patlamaya hazır hale gelmiş ve olayların başlaması için bir sebep beklenmekteydi. Arap Baharının bölgede başlattığı hava Suriye’de iç karışıklıkların patlaması için sebep oluştur. Bu durum Suriye’de adeta bir iç savaş başlattı.

Suriye’de Türkmenler

Suriye Türkmenleri, uluslararası toplum tarafından çok bilinmeyen ancak Suriye’de tarihi yer olarak Osmanlı ve Selçukludan kalan toplum olma bağlamında ve komşu Türkiye ile aynı etnik kökenden olma bağlamında gerçekten çok önemli bir yer tutan topluluktur. Suriye’deki varlıkları Oğuzların Batıya göçleriyle başlamış, Suriye’de hakimiyet kurmaları ise tam anlamıyla 1071 Malazgirt Savaşı sonrasında yaşanmıştır. Selçuklular ve Osmanlılar döneminde bölgeye yerleşen Türkmenler burayı vatanları olarak benimsemiştir. Osmanlı bu coğrafyadan çekilince de yine Suriye’de kalmışlardır. Yapılan saha çalışmaları Suriye’de 3,5 Milyon Türkmen’in olduğunu, bu Türkmenlerin 1,5 Milyonunun günlük hayatta Türkçe konuştuklarını, kalan 2 Milyonun ise ya günlük yaşamda Arapça konuştuklarını ortaya koymuştur (Orhan, 2011:49). Türkmenlerin Arapça konuşan bir kısmı Türkmen etnik kökenine mensup olduklarının farkında olmalarına rağmen Türkçe konuşmamaktadırlar. Diğer bir kısmı da Araplar arasında asimile olmuş bazı kültürel değerler dışında Türkmen özellikleri taşımayan ve etnik olarak Türkmen kökenli olduklarını bilmeyen kişilerden oluşmaktadır (Orhan ve Öztürkmen, 2011:50). Günümüzde Türkmenler Suriye’nin Türkiye sınırına yakın bölgelerde, Halep, Lazkiye, Hama, Humus, Kuneytire, Dera, Golan civarlarında yaşamaktadırlar. Ayrıca dağınık biçimde pek çok Türkmen köyü diğer bölgelerde de bulunmaktadır. Türkmenlerin %90’ı Sünni Müslümandır. Türkiye’de okuyan Suriyeli Türkmen Üniversite öğrencileri ile yaptığım görüşmelerde yalnızca 2-3 Türkmen köyünün Alevi olduğu bilgisi verilmiştir.[2] Esed ordusunda general olan ve bir suikastla öldürülen Hasan Turkmani bu Alevi Türkmenlerdendir. Suriyeli Türkmenlerle yapılan bu görüşmelerde köylerin rejimin meşruiyetini artırma amaçlı olarak zorla Alevileştirildikleri belirtilmektedir. Türkmenler hem manda döneminde hem de sonrasındaki dönemlerde ve özellikle Baas rejimi döneminde büyük baskılara maruz kalmış ekonomik, kültürel, edebi gelişmeleri engellenmiştir. Türkmen kimliği Suriye’de tanınmamaktadır. Türkmenler koyu Arap Milliyetçiliğiyle harmanlanmış olan Baas propagandasından dolayı baba ve oğul Esed dönemlerinde ‘İşgalci Osmanlı’nın Torunları’ yaftasıyla haksız bir duruma düşürülmüş ve Araplar tarafından dışlanmışlardır.[3] Türkmenlerin ekonomik ve kültürel gelişmelerinin engellenmiş olması, ülkede siyasi bir örgütlenme yapamamalarına sebep olmuştur. Türkmenlerin Suriye’de herhangi bir çatı örgütleri yoktur. Zaman zaman hareketlenen Türkmenler sert tepkilerle karşılaşmışlardır. Baas rejimi döneminde evlerine Türk bayrağı asan köylere baskınlar yapılmış ve tutuklamalar olmuştur. Bugün Suriye Türkmen Hareketi sözcülüğünü yapan Ali Öztürkmen de bu tutuklananlar arasındadır. Zaman zaman dil yasakları, ekonomik baskı, ticaret yasakları getirilerek zaten zor durumda olan Türkmenler bastırılmıştır. Son süreçte yaşanan halk ayaklanması ise Türkmenlerin az da olsa umutlanmalarına sebep olmuştur.[4]

Suriye’de Halk Ayaklanması, Türkmenler ve Suriye’nin Rotası

Arap Baharı’nın Suriye’ye sıçraması ardından ülkede başlayan halk ayaklanmaları henüz ne rejim ne de muhalif hareketler açısından herhangi bir sonuç getirmemiştir. Lakin Suriye’de yaşananları basit halk ayaklanmaları olarak okumak çok yanlıştır. Suriye’de bugün yaşananlar, Fransız mandasından sonra ikinci kez bir emperyalizm tecrübesinin yaşandığının işaretleridir. Muhtemelen Suriye’deki bu hareketler yine etnik farklılıklara dayalı benzer bir rejimin kurulmasıyla sona erecektir. Bu durumu daha iyi anlayabilmek için Suriye’nin yakın tarihindeki bazı olayları, Irak’ın ABD tarafından işgalindeki gelişmeleri ve son süreçte yaşananları tahlil etmek gerekmektedir.

Suriye olaylarının başlangıcı 26 Ocak 2011’de Hasake bölgesinde öldürülen Kürt kökenli iki askerin ardından Rakka şehrinde başlayan protestolarla olmuştur. Başta sadece hak ve özgürlük istekleriyle sokaklara dökülen insanlar, daha sonra doğrudan rejim karşıtı silahlı bir orduya dönüşmüştür. Özellikle Kürtlerin başını çektiği gösteriler etnik taleplerin havada uçuştuğu bir rüzgâr haline gelmiştir. 18 Mart 2011’de pek çok şehirde başlayan gösteriler Esed rejiminin sert müdahalesiyle sonuçlanmış ve 100’ün üzerinde insan ölmüştür. Bu olay iplerin kopmasına sebep olmuştur.

Suriye’de Özgür Suriye Ordusu ve diğer muhaliflerin geneli aslında reform yanlısı ve rejim değişikliğine ve dış müdahaleye karşı çıkan yapılanmalarla oluşmuştur. Rejim değişikliğine sıcak bakan grupların başını ise Müslüman Kardeşler ve PYD isimli Kürt hareketi çekmektedir. Müslüman kardeşler ve diğer İslami hareketlerin halkta pek karşılığı yok olmasına rağmen eylemci kimlikleri ile öne çıkmaktadırlar. Kürt hareketi ise henüz açıkça dile getirilmese de özerk veya bağımsız bir Kürt yönetimini arzulamaktadır. Kanaatimce süreç böyle sonlanacaktır. Tarihi örnekler ve günümüzdeki olayların benzerlikleri bu kanaati oluşturmaktadır. Uzun yıllardır başta ABD ve İsrail olmak üzere pek çok Batılı devlet bölgedeki Kürt nüfusuyla ilgilenmekte ve açıkça Kürt yapılanmalarını desteklemektedir. ABD’nin Irak, Suriye ve İran Kürtleriyle çok yakından ilgilendiği ve onları hazırladığı ABD’li yetkililerce de kimi zaman açıklamıştır (Fuller, 2002:149). Manda rejimi döneminde etnik parçalara bölünmek istenen Suriye bugün de bu durumun eşiğine gelmiştir.

Suriye’deki son gelişmeleri analiz edersek öne çıkan şu durumlarla karşılaşırız: Mesud Barzani’nin desteklediği bir Kürt hareketi, Esed’in yakın çevresinden ayrılarak muhalif tarafa geçen ve önceki dönemde rejimin başat isimlerinden olan kişiler ve merkez bölgedeki Sünni Arap kalkışması. Rejimle özdeşlemiş olarak gösterdiğimiz Arap Alevileri bu süreç sonunda mutlak iktidarlarını diğer etnik kökenli vatandaşlarıyla paylaşmak zorunda kalabilirler. Bu da Esed’in yanından ayrılan Arap Alevileri sayesinde olabilir. Suriye’de siyasal talepleri olan bir gruptan oluşan Kürt hareketi için en önemli örnek Irak’taki Kürt yapılanmasıdır. ABD’nin Irak’ı işgali sonrasında dönemin ABD Başkanı George W. Bush, Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan ile yaptığı bir görüşmede Erdoğan’a ‘Irak’ın toprak bütünlüğü’ konusunda güvence vermişti (NTVMSNBC, 28 Ocak 2004). Irak’ın kuzeyinde bugün otonom bir yönetime sahip olan Mesud Barzani de aynı şekilde Irak’ın toprak bütünlüğünden yana olduklarını pek çok kez açıklamıştır (NTVMSNBC, 21 Kasım 2002). Lakin bugün baktığımızda Irak’ın kuzeyinde bağımsızlığına bir adım kalmış bir Kürt yönetimi görmekteyiz. Hatta Barzani, Suriye’deki olayları da işaret ederek ‘Kürtlerin asla geri dönmeyeceğini’ ve gerekirse bağımsızlık ve özgürlük için mücadeleye başlayacaklarını belirtmiştir (Hürriyet, 31 Temmuz 2012). Yakın bir zamanda uygun ortamın oluşmasıyla Irak’ın Kuzeyinde bir Kürt devletinin kurulması işten bile değildir. Erbil’de eğitim gören ve Kürt Ulusal Konseyi’ne yani Barzani’ye bağlı olarak görev yapacak olan 3 bin kişilik bir Kürt birliğinin Irak’tan Suriye’ye geçiş yaptığı da son alınan bilgiler arasında yer almıştır. Bu birliklerin HPK yani Kürt Savunma Güçleri adını aldığı da alınan bilgiler arasında. Gerek Demokratik Birlik Partisi (PYD) olsun gerek HPK olsun Kürt Ulusal Konseyi’nde temsil edilen ve Suriye’nin kuzeyinde faaliyet gösterecek olan yapılanmalardır (Yeni Şafak, 18 Ağustos 2012). Komşu ülke olan Türkiye’de de kamuoyu buna hazırlanmaya çalışılmaktadır. Türkiye’de bir dönem CIA İstasyon Şefliği yapmış olan Graham Fuller’in 1998 yılında yaptığı öngörüler de bu yöndedir (Fuller ve Barkey, 1998:81). Bugün Suriye’de de benzeri bir durum vardır. Suriye’deki ayaklanmaların kıvılcım olaylarını bir grup Kürt başlatmıştır. Bugün İstanbul’da kurulu olan Suriye Ulusal Konseyi’nin (SUK) Başkanı Abdulbasit Seyda Kürt’tür. Lakin hem Özgür Suriye Ordusu kanadından hem de SUK Başkanı Seyda’nın sözlerinden Suriye’de bir Kürt devletine izin verilmeyeceği sözleri çıkıyor Habertürk (5 Ağustos 2012a, 5 Ağustos 2012b).  Ancak PYD’nin bölgede girişmiş olduğu operasyonlar ve özellikle Türkmenleri kendi yaşadıkları bölgelerden uzaklaştırmaya yönelik yaptıkları köy baskınları organize bir gücün varlığını bize göstermektedir. Bu durumu Barzani’de desteklemektedir. Barzani yaptığı bir açıklamada Suriyeli Kürtleri eğittiklerini söylemiş ve Suriye’nin kuzeyinden ‘Batı Kürdistan’ olarak bahsetmiştir (Fırat News, 24 Temmuz 2012). Fransız mandası döneminde kolay idare edilmek için parçalanan Suriye bugün de bölgede emperyalizme hizmet etmesi için kurulmaya çalışılan bir Kürdistan’a kurban edilmeye çalışılmaktadır. Barzani’nin bölge Kürtleriyle açık ilgili şimdi dillendirilmese de gelecekte – aynı Irak’ta olduğu – gibi bir Kürt yönetimine yol açacaktır. Bu durumda en çok Türkmenleri etkileyecek, Baas dönemindeki sıkıntıların daha büyüklerini yaşayabileceklerdir.

Suriye ordusundan ve Esed’in yakın ekibinden ayrılan pek çok önemli isim vardır. Esed’in çok yakın arkadaşlarından olan General Manaf Tlas, gizlice Suriye’yi terk etmiş ve Türkiye’ye gelerek Türkiye Dış İşleri Bakanı Ahmet Davutoğlu ile görüşmüştür (NTVMSNBC, 26 Temmuz 2012). Bu görüşmenin içeriğinin elbette Esed rejimi ve devrilmesi süreci olduğu aşikardır. Davutoğlu ve dolayısıyla Türkiye Suriye’deki iç savaşın bitirilebilmesi için Esed’in çevresinin zayıflatılması gerektiğini düşünüyor olabilir ve o yüzden bu adımları atıyor olabilir. Bunun yanı sıra Esed’in kabinesinde başbakanlık yapan Riyad Hicab ve üç bakanı muhaliflerin tarafına geçtiklerini açıklamıştır. (Türkiye, 6 Ağustos 2012).  Bu durum devam edeceğe benzemektedir çünkü Suriye tarihinde bu bir ilk değildir. Beşar Esed’in babası Hafız Esed bir askeri darbeyle iktidara gelmiş, ancak bir süre sonra sağlık sorunları yaşamış ve bazı otorite sıkıntılarının baş göstermesiyle karşısında bir darbe hazırlığı oluşmuştu. Bu süreçte Hafız Esed’in darbesinde en önemli rollerden birini oynayan kardeşi Rıfat Esed bir darbe girişimde bulunmuş ve kardeşini devirmeye çalışmıştı. Başarısız olmasının ardından yurt dışına çıkmıştır ve halen de yurtdışında yaşamaktadır. Bu örnekten yola çıkarak Suriye’de kurulabilecek yeni rejimin Beşar Esed’in sürekli kendisini terk eden yakınlarından biri veya birkaçının ortaklığında yapılan bir darbeyle ortaya çıkabileceği muhtemeldir. Tabi bu durum geçmişte halka zulmeden yöneticilerin tekrar iktidara gelmesi olarak karşılık bulur ve sadece Batı’nın istekleri doğrultusunda etnik temelli bir yeni sistemin ilk adımı olur. Son durum ise Sünni nüfustur. Sünni nüfus açıkça Baas rejimi boyunca çoğunluk olmalarına rağmen Arap Alevilerince yönetilmenin baskısını yaşamakta ve artık yönetime ortak olmayı istemektedir. Özgür Suriye Ordusu’nun çoğunluğu da Sünnilerden oluşmaktadır. Bu durum Sünnilerin geri dönüşü olmayan bir yola girdiklerini gösterir. Bu üç parçayı birleştirdiğimizde Suriye’nin rotasının kuzeyde bir Kürt yapılanmasının olduğu, Sünnilerin iktidarı Alevilerle paylaştığı veya ön planda olduğu bir devletin inşa edilmesi yönündedir. Bu ABD ve Avrupa’nın çıkarlarına uygun bir senaryodur. Çünkü Batı, Esed gibi sıkışınca mezhepsel olarak İran’a, ideolojik köken olarak Rusya ve Çin’e sığınan bir liderden ve sisteminden kurtulmak istemektedir. Suriye’de daha etkin bir kontrolün sağlanması yeri geldiğinde Türkiye by-pass edilerek Irak petrollerinin Akdeniz’e taşınmasına da yol verebilecektir.[5]

Peki ya Türkmenler? Türkmenler, ise bu süreçte herhangi bir ayrı yapılanma taleplerinde değillerdir. Ancak kimliklerinin tanınması, baskının kaldırılması, kültürel ve siyasal haklara sahip olma isteklerini gerçekleştirmeyi ummaktadır. Ancak bu Türkiye’nin açık desteği olmadan mümkün değildir. Esed devrilse de devrilmese de Türkmenlerin durumu büyük sıkıntılar içermektedir. SUK’a başvuran bazı Türkmenlerin reddedildikleri alınan bilgiler arasındadır. Bu durum Suriye’de Türkmenlerin Arap kabul edilip kimliklerinin yine yok sayılacağı ihtimalini ortaya çıkarmaktadır. Pek çok Batı ve Arap basın ajansının katliamlarda ölen Türkmenleri görmezden gelip, Arap olarak lanse etmesi de buna delildir.[6]

 Sonuç

Suriye’nin rotası halen belirsizliğini korumaktadır. Ancak iki ihtimal arasında Esed’in devrilmesi durumu ağır basmaktadır. Halkını açıkça katleden ve dünya kamuoyunda meşruiyetini yitişmiş bir Esed’in iktidarda devam etmesi mümkün değildir. Yeni kurulabilecek sistemde ise belirttiğimiz etnik ayrımcılık ve emperyal emeller öne çıkmaktadır. Bölgede Fransız Mandasının emperyalist tecrübesi ve sonra kurulan rejimdeki etnik temelli sistem bize bölgede ABD ve bazı Batılıların etnik temelli yapılarla böl ve yönet mantığını uygulamaya çalıştıkları aşikârdır. ABD’nin eski Dışişleri Bakanı Condoleeza Rice’ın 7 Ağustos 2003 tarihinde Washington Post gazetesine yaptığı, ‘Fas’tan Çin sınırına kadar 22 ülkenin sınırlarının değiştirileceği’ açıklaması da bu iddiaya destek çıkmaktadır. Türkiye açısından ise tarihi olarak Suriye bir iç mesele seviyesindedir. Osmanlı ve Selçuklu hâkimiyetleri, Türkmen nüfusu ve Osmanlı’dan kopuştan sonraki Türk etkisi dahi bunu göstermektedir. PKK terör örgütünün bir dönem Suriye’de himaye edilmesinin engellenmesi için Suriye ile yapılan çalışmalar, muhalif hareketler öncesi Türkiye Başbakanı Erdoğan ve Esed arasındaki yakınlaşma ve yapılan anlaşmalar da iki ülke arasında sürekli etkileşimin olduğunu göstermektedir. Bu komşu ülke olmanın ötesinde bir durumdur (Fuller, 2002:177). Olası bir Kürt yapılanması da Türkiye’yi doğrudan etkileyecek bir durumdur. Suriye’deki Türkmenler için ise acil çözüm hızla örgütlenmek ve siyasi bir temsil mekanizması oluşturmaktır. Yoksa ‘işgalci Osmanlı’nın torunları’ algısı yeni dönemde de devam edecek ve Suriye Türkmenleri yaşadıkları baskıyı durduramayacaklardır. Kısaca toparlamak gerekirse Esed’in devrilmesiyle oluşacak rejim tarihi tecrübeye dayanarak yine etnik temelli olacak ve bu yapıda Türkmenler eski rejimdeki haklarından mahrum duruma devam ederken, emperyalist emellerin doğrultusunda Suriye’nin Kuzeyinde bir Kürt yapısı oluşacaktır. Bu hem Türkiye’ye PKK terör örgütünü himaye noktasında sorum yaratacak, aynı Barzani yönetiminde olduğu gibi, hem de bölgedeki Türkmenlerin asimilasyonu kaçınılmaz olacaktır. Irak’ın Kerkük şehrinde ve çevre Türkmen şehirlerinde yaşanan Türkmenlere yönelik silahlı saldırılar burada da gerçekleşebilecek ve hatta Türkmenlere yönelik katliamların artması dahi mümkün olabilecektir. Merkezde ise Sünni çoğunluklu bir yapı oluşması muhtemeldir. Kanımca Arap Alevileri ise bürokraside etkinliklerini bir süre daha devam ettirmekle beraber zamanla buradan da tasfiye olacaklardır.

Emre Kartal, Yıldırım Beyazıt Üniversitesi, Uluslararası İlişkiler Yüksek Lisans öğrencisi

Makaleyi şu şekilde referans vererek kullanabilirsiniz:

Kartal, Emre (Ekim, 2012), “Suriye’nin Rotası ve Türkmenler”, Cilt I, Sayı 8, s.19-21, Türkiye Siyasi Analiz ve Araştırma Merkezi (AnalizTürkiye), Londra: AnalizTürkiye (http://researchturkey.org/?p=1990&lang=tr)

KAYNAKÇA

TURAN, Prof. Dr. Osman (1969). Selçuklular Tarihi ve Türk-İslam Medeniyeti, Ötüken Neşriyat

ATSIZ, Hüseyin Nihal (1966). Türk Tarihinde Meseleler, Ötüken Neşriyat, 6.Basım. 2011, İstanbul

OKUR, Doç. Dr. Mehmet Akif (2009). Emperyalizm’in Ortadoğu Tecrübesinden Bir Kesit: Suriye’de Fransız Mandası, Bilig Dergisi, Ahmet Yesevi Üniversitesi Mütevelli Heyeti Başkanlığı, s.137-156

LONGRIGG, Stephen Hemsley(1972). Syria and Lebanon Under French Mandate,  Beyrut: Oxford University Press.

KHOURY, Philip S (2003). Urban Notables and Arab Nationalism: The Politics of Damascus 1860-1920, London, Cambridge University Press

Oytun Orhan, Ali Öztürkmen, Suriye’de Değişimin Gündeme Taşıdığı Toplum: Suriye Türkmenleri, Ortadoğu Analiz, ORSAM Yay., Kasım 2011, C.3, S.35

ATAMAN, Muhittin, Suriye’de İktidar Mücadelesi: Baas Rejimi, Toplumsa Talepler ve Uluslararası Toplum, Seta Rapor, Nisan 2012

YILMAZ Prof. Dr. Türel (2009). Uluslararası Politikada Ortadoğu, 2. Baskı, Ankara

ORHAN, Oytun, Suriye’de Demokrasi mi İç Savaş mı? Toplumsal-Siyasal Yapı, Değişim Senaryoları Ve Sürecin Türkiye’ye Etkisi, ORSAM Rapor, Rapor No: 41, Nisan 2011

FULLER, Graham (2002). Yeni Türkiye Cumhuriyeti, Timaş Yayınları, 8. Baskı, 2011, İstanbul

Graham Fuller, Henri Barkey (1998). Türkiye’nin Kürt Meselesi, Profil Yayıncılık, 2011, İstanbul

ARMAOĞLU, Prof. Dr. Fahri, 20. Yüzyıl Siyasi Tarihi, 16. Baskı, Alkım Yayınevi, 2007, İstanbul

 


[1] Emperyalizm için bkz. Okur, M. A. (2010), Emperyalizm, Hegemonya, İmparatorluk, Binyıl Yayınevi, Ankara.

[2] Kartal, E., ‘Öz Yurtlarında Garipler, Öz Vatanlarında Parya: Suriye Türkleri’ http://www.ulkuocaklari.org.tr/oz-yurtlarinda-garipler-oz-vatanlarinda-parya-suriye-turkleri-emre-kartal.html, (Erişim Tarihi: 21 Ağustos 2012)

[3] Kartal, E. ‘Öz Yurtlarında Garipler, Öz Vatanlarında Parya: Suriye Türkleri’,

http://www.ulkuocaklari.org.tr/oz-yurtlarinda-garipler-oz-vatanlarinda-parya-suriye-turkleri-emre-kartal.html,

Erişim Tarihi: 21 Ağustos 2012)

[4] Kartal, E. ‘Öz Yurtlarında Garipler, Öz Vatanlarında Parya: Suriye Türkleri’,

http://www.ulkuocaklari.org.tr/oz-yurtlarinda-garipler-oz-vatanlarinda-parya-suriye-turkleri-emre-kartal.html

Erişim Tarihi: 21 Ağustos 2012)

[5] Prof. Dr. Ümit Özdağ’ın 22.08.2012 tarihinde Türkiye’nin SKY TURK kanalında ‘Şimdi Söz Sizde’ isimli programında yaptığı konuşması

[6] Hama ve Humus’ta ölen pek çok kişi Türkmen’dir.

Leave a Comment »

RSS feed for comments on this post. TrackBack URI

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s

Blog at WordPress.com.
Entries and comments feeds.

%d bloggers like this: