Diyala ve Selahattin Gözlemleri, ORSAM

December 19, 2010 at 9:05 pm | Posted in Turkmens | Leave a comment
Tags: , ,
 
 
 
Diyala ve Selahattin Gözlemleri
ORSAM orsam@orsam.org.tr
 
Ekim ve Kasım aylarında 6 kişilik ORSAM çalışma ekibi, 3 bölüm halinde Irak’ın çeşitli bölgelerinde araştırmalar yapmış, Irak’taki son duruma ilişkin gözlemler yapma imkanı bulmuştur. Bu kapsamda ORSAM Yönetici Editörü Ogün Duru ve ORSAM Ortadoğu Uzmanı Bilgay Duman Diyala ve Selahattin çalışmalar yapmıştır. Bu yazıda Ogün Duru ve Bilgay Duman tarafından yapılan gözlemlere yer verilmiştir.

Diyala Gözlemleri

Diyala’da güvenlik durumunun oldukça kötü olması, etkisini günlük yaşamın her alanında hissettirmektedir. Hatta güvenlik hassasiyeti öyle bir dereceye ulaşmıştır ki, insanlar caddelerde yürümekten imtina etmekte, ara sokakları daha güvenli olduğu gerekçesiyle tercih etmektedir. Çok sayıda güvenlik gücünün cadde ve sokaklarda olmasına rağmen gerçek anlamda bir güvenlik kontrolünün olduğunu söylemek güçtür. Diyala’da hareket etme imkanı oldukça kısıtlıdır. Yaklaşık bir ay önce tırmanmaya başlayan şiddet olayları, Diyala’daki güvenlik hassasiyetini arttırmıştır.

Diyala’da en fazla şiddet olaylarının Bakuba, Halis, Mukdadiye, Beledruz ve Karatepe’de yaşandığı söylenmektir. Mayıs ve Haziran aylarında Diyala’da yapılan gözlemlerde Sahva üyelerinin güvenliği sağladığı bölgelerden bazılarından çekildiği görülmüştür. Diyala’daki gözlemlerimiz sırasında şahit olunan Meclis Binası, Valilik ve Diyala Televizyonu’nun bulunduğu caddeden geçen Federal Polis Güçlerinin geçişi sırasında bu konvoyun yakın çevresindeki tüm hareketliliğin durması, halkın korkusunu gözler önüne sermektedir. Gece geç saatlerde bu güçlerin Bağdat’tan kente gelerek istediği kişileri tutukladığı ve bu kişilerin nereye götürüldüğünün bilinmediği söylenmektedir.

Yaşanan bu güvensizlik Diyala’daki siyasi istikrarsızlığı ve yönetim boşluğunu da beraberinde getirmektedir. Diyala’nın yerel yöneticilerinin neredeyse hiçbiri ya kentte uzun süre kalmamakta ya da kente hiç gelmemektedir. Diyala Vilayet Meclisi de olağan toplantılarını zamanında yapamamaktadır. Bu durum Diyala’nın istikrara kavuşmasındaki en büyük engel gibi gözükmektedir. Zira vilayet meclisinin toplanamaması nedeniyle vilayete ilişkin kararlar alınamamakta, böylece halka hizmet götürülememektedir. Zaten şehirdeki karmaşa ve boşvermişlik her noktada belli olmaktadır. Şehirde elektrik yok denecek kadar azdır. Günde ortalama 8 saat verilmesi gereken elektriğin 3-4 saatten fazla verilmediği, hemen herkesin jeneratör kullandığı görülmüştür. Ayrıca çöpler toplanmamakta, atık sular caddelerden ve sokaklardan akmaktadır. Şehrin tam ortasından geçen Diyala Nehri bile kurumuş, kurumayan yerleri çöplerle dolmuş, insanlar nehrin kenarında açık havada kurulan çay bahçelerinde çöplerin arasında çay ve nargile eşliğinde domino oynayarak zaman geçirmeye çalışmaktadır. Bu bölgeler genellikle araç trafiğine kapatılmışken, güvenlik güçleri de tedbir almaya çalışmaktadır. Her ne kadar tedbir alınsa bile bu bölgelerde hemen hemen hergün 2 ya da üç kez saldırı olmaktadır. İnsanların bu saldırılar artık kanıksadığı ve herhangi bir patlamada sadece bakıp “kim ya da kaç kişi öldü” sorusunu sorduktan sonra oyununa devam etmektedir.

Güvenlik durumunun kötüleşmesinin en önemli göstergesi Diyala’da vali dahil tüm üst düzey yetkililerin hava kararmadan önce bu kenti terk etmeleri, Süleymaniye, Bağdat gibi çevre vilayetlere geçmesi olduğu söylenebilir. Diyala’da Ekim ayının başında yaşanan patlamalardan sonra Bağdat’tan kente gelen direkt olarak Başbakan Nuri El Maliki’ye bağlı olduğu ifade edilen Federal Polis Güçleri ani baskınlarla gözaltılar yapıldığı söylenmektedir. Bunun ardından 20’sinde Diyala Valisi Abdülnasır Mendavi’ye yönelik iki canlı bombayla yapılan ancak başarısız olan suikast girişiminin ardından Vali’nin kaçarak 5 gün boyunca yurt dışında kaldığı, daha sonra Irak’a döndüğü belirtilmektedir. Vali’ye yönelik suikast girişiminin ardından Diyala Merkez’deki en işlek cadde olarak bilinen Hreysan Caddesinde çok sayıda patlama olmuştur. Ekim ayının son haftasından üst düzey güvenlik görevlilerinden 3 yüzbaşının öldürülmesi güvenlik hassasiyetini arttırmıştır. Diyala’da gözlemler yaptığımız sırada Diyala’nın ilçesi olan ve Türkmenlerin de yaşadığı Beledruz’da ve ardında Diyala’ya bağlı Kızlarbat ilçesindeki Bahruz’da bombalı saldırılar olmuş, bu saldırılarda yaklaşık 60 kişi hayatını kaybetmiştir. Hatta hayatını kaybedenler arasında Irak Türkmen Cephesi Beledruz Temsilcisi Kamil Reşit’in iki kardeşi de bulunmaktadır. Ayrıca Diyala Merkez’de (Bakuba) çarşıda 2 patlama olmuş ve canlı bomba ile saldırı düzenlemeyi planlayan 3 kişi de yakalanmıştır. Son alınan bilgilere göre hemen her sabah 2-3 bombanın patladığı ve bu nedenle çarşıya giriş çıkış yapılan yolların kapatıldığı, halkın araçla bu yollara giremediği, bu nedenle yaya yolunun kullanıldığı söylenmektedir. Bu durumun önümüzdeki günlerde devam etmesi ve halkın yaya yolunu kullanması gelecek dönemde olabilecek saldırılarda insan kaybının artmasına neden olabileceği düşünülmektedir.

Selahattin ve Tuzhurmatu Gözlemleri

Selahattin’de yapılan çalışmalar sırasında özellikle Tuzhurmatu’nun durumuna ilişkin gözlemler edinilmiştir. Selahattin ise Diyala’ya nazaran çok daha güvenlidir. Zira Selahattin vilayetinin Irak’ın kuzeyindeki bölgesel yönetimin sınırları dışındaki en güvenli vilayet olduğu söylenmektedir. İlk olarak Selahattin Vilayeti’nin merkezi olan Tikrit’in Saddam Hüseyin’in memleketi olması, buranın diğer vilayetlerden farklı olacağını düşündürtmektedir. Ancak Tikrit’i tek farklı kılan yönü güvenlik durumunun daha iyi olması ve Saddam’dan kalan saraylardır. Tikrit’e ilk girdiğinizde sizi karşılayan oldukça gösterişli saraylar, mimarisiyle hayranlık uyandırsa da bu saraylara harcanan paraların halkın hakkından kesilen paralar olduğunu düşündüğünüzde sarayların bütün ihtişamı birden kaybolmaktadır. 32 kilometre ve Dicle Nehri boyunca uzanan sarayların sayısının 40’ın üzerinde olduğu söylenmektedir. Bir zamanlar Saddam Hüseyin ve akrabalarına ev sahipliği yapan bu saraylar, ABD müdahalesinin ardından ABD askerlerinin mekanı olmuştur. Şimdi de Selahattin Vilayet Meclisi Üyeleri ve milletvekilleri tarafından kullanılan bu sarayların arasından yılın her günü için bir odası olan 365’lik ve 6 aylık olarak anılan 180 odalık saraylar halkın Saddam Hüseyin’e kızgınlığını daha iyi anlatır niteliktedir. Saddam Hüseyin döneminde Saddam şehirde olsa da olmasa da her sarayda üç öğün yemek pişirildiği ve Saddam’ın belki de bazı saraylarına hiç uğramadığı ya da benzerlerini farklı saraylara göndererek sarayları denetlettiği gibi efsaneler sıkça dile getirilmektedir. Şimdi Selahattin Valisi, Saddam Hüseyin’in en gözde saraylarından bir olarak bilinen ve Dicle Nehrinden su çekerek yüzmek ve avlanmak için bir gölet yaptırdığı söylenen Suna Sarayında oturmaktadır. Suna sarayına girdiğinizde, duvar ve tavanlardaki  muhteşem el işlemeleri gerçekten hayranlık uyandırmakla birlikte, hemen her duvardaki Saddam Hüseyin’i işaret eden Arapça “sad ve ha” harfleri, Saddam’ın diktatör rejimini akıllara getirerek, kara tabloya dönüştürmektedir. Aynı zamanda savaşın tüm izlerini bu saraylarda görmek mümkündür. Hatta sarayların bulunduğu kompleksin girişinde olan ve en büyük saraylarından biri olarak bilinen sarayın kubbesi çökmüş ve etrafı tel örgülerle çevrilmiştir. ABD’nin savaş sırasında buraya küçük çaplı bazı kimyasal silahlarla saldırdığı ve bu nedenle kimsenin buraya girmesine izin verilmediği iddia edilmektedir. Belki de bu saraylar bir devrin yıkılışının en büyük simgesi görünümündedir.

Öte yandan Tuzhurmatu’ya ilişkin söylenebilecek ilk şey, günlük yaşamda çok fazla sıkıntı yaşanmasa da genel olarak gergin bir hava hakim olduğudur. Akşam saat 7’den sonra boşalmaya başlayan sokaklar, 8’den sonra hemen hemen boşalmaktadır. Küçük çaplı yerel olayların büyük kitlesel etnik çatışmalara dönmesi korkusu hakimdir. Örneğin, bir sarhoşun ya da serserinin olay çıkarabildiği, çıkan olaylara polis ya da ordunun müdahale etmediği söylenmektedir.

Yine de Tuzhurmatu’da dengeli bir durumun hakim olduğu gözlemlenmiştir. Buradaki Türkmen, Arap ve Kürt nüfusun birbirine yakın oranlarda olması bu denge halinin korunmasını da beraberinde getirmektedir. Halk arasında karşılık bir uyumun olduğu görülmüştür. Bir Türkmen, Kürtlere ait lokantaya giderken, bir Kürt de Arap ya da Türkmen’in dükkanından alışveriş yapmaktadır. Örneğin gözlemlerimiz sırasında bize yardımcı olan bir Türkmen, yan yana bulunan ve biri Türkmen’e diğeri de bir Kürt’e ait olan lokantadan, Kürt olanı tercih etmiş, nedenini sorduğumuzda Kürt’e ait olan lokantanın daha iyi olduğunu ifade etmiştir. Ayrıca lokantada çalışanların tamamının Kürt olmasına rağmen Arapça ve Türkmence’yi de iyi derecede konuşabilmeleri, halk arasındaki geçişkenliği ve bağlantıyı da göstermektedir.

Tuzhurmatu’nun Kerkük-Bağdat yolu üzerinde bulunması, ilçeye büyük bir hareketlilik kazandırmaktadır. Çünkü bu yol kuzey-güney hattının önemli bir parçasını oluşturmaktadır. Bu nedenle Tuzhurmatu’da ekonomik hayatın canlı olduğunu söylemek mümkündür. Diğer taraftan devlet hizmetleri bakımından da Tuzhurmatu’nun durumu diğer bölgelere göre daha iyi seviyededir. Tuzhurmatu’da bulunduğumuz sırada iş makinalarının cadde ve ara sokaklarda yol çalışması yapması ve birçok yolun düzün olması dikkatimizi çekmiştir. İlçedeki elektrik de durumu da çok kötü değildir. Günde 8 saat ortalamanın yakalandığı söylenebilir. İlçede iyi çalışan bir hastane bulunmakla birlikte, belediyecilik hizmetlerinin de az da olsa yapıldığı, en azından büyük çöp yığınlarıyla karşılaşılmadığı gözlemlenmiştir. Halkla da konuştuğunuzda güvenlik iyi olduğu sürece Tuzhurmatu’da yaşamın gittikçe düzeldiği söylenmektedir. Tabii Tuzhurmatu’daki bu durumun Selahattin Vilayeti Meclisinde görevli Türkmenlerin (Meclis Genel Sekreteri Niyazi Mimaroğlu, Vali Yardımcısı Ahmet Koca ve Meclis Üyesi ve Irak Türkmen Cephesi Selahattin İl Başkanı Ali Haşim Muhtaroğlu) Tuzhurmatulu olması ve bölgeleriyle ilgilenmeleriyle yakından ilgili gözükmektedir. Zira Tuzhurmatu’ya yapılan hizmetlerin Türkmen, Kürt ya da Arap bölgesi olarak ayrım gözetilmeden her bölgeye yapıldığı görülmüştür. Ancak bölgedeki güvenlik riski halkı oldukça rahatsız etmektedir. Zira her dönemde olmasa da kısa periyotlarda Tuzhurmatu’da yaşanan büyük patlamalar halkın kendini güvensiz bir ortamda hissetmesine neden olmakta bu da insanların yaşamını kısıtlamasına yol açmaktadır. Tuzhurmatu’nun daha güvenli bir yer olması durumunda Irak’ın en iyi ilçelerinden biri olabileceği, hatta ilerleyen dönemlerde geliştikçe Tuzhurmatu’ya bağlı nahiye ve köylerle birlikte bir vilayet olması hiç de küçümsenecek bir ihtimal değildir.

 
 
 
 
 
 17 ARALIK 2010 
 
    

http://www.orsam.org.tr/tr/yazigoster.aspx?ID=1336

Advertisements

Leave a Comment »

RSS feed for comments on this post. TrackBack URI

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s

Blog at WordPress.com.
Entries and comments feeds.

%d bloggers like this: