OSMANLI DÖNEMİNDE KERKÜK ŞEHİTLERİ

December 4, 2010 at 10:02 am | Posted in Turkmens | Leave a comment
Tags: ,

OSMANLI DÖNEMİNDE KERKÜK ŞEHİTLERİ

 Cengiz EROĞLU

 Mustafa Kemal ATATÜRK, 1933 yılında bir konuşmasında diyor ki;

 “Bugün Sovyetler Birliği dostumuzdur, müttefikimizdir. Bu dostluğa ihtiyacımız vardır. Fakat yarın ne olacağını kimse bugünden kestiremez. Tıpkı Osmanlı gibi, tıpkı Avusturya-Macaristan gibi parçalanabilir, ufalabilir. Bugün elinde sımsıkı tuttuğu milletler avuçlarından kaçabilirler. Dünya yeni bir dengeye ulaşabilir. İşte Türkiye ne yapacağını bilmelidir… Bizim bu dostluğumuz idaresinde dili bir, inancı bir, özü bir kardeşlerimiz, onlara sahip çıkmaya hazır olmalıyız. Hazır olmak yalnız o günü susup beklemek değildir. Hazırlanmak lazımdır. Milletler buna nasıl hazırlanır? Manevi köprüleri sağlam tutarak. Dil bir köprüdür… İnanç bir köprüdür… Tarih bir köprüdür. Köklerimize inmeli ve olayların böldüğü tarihimizin içinde bütünleşmeliyiz. Onların bize yaklaşmasını bekleyemeyiz. Bizim onlara yaklaşmamız gerekli. Tarih bağı kurmamız lazım. Bunları kim yapacak? Elbette biz. Nasıl yapacağız? İşte görüyorsunuz, dil encümenleri, tarih encümenleri kuruluyor. Dilimizi onun diline yaklaştırmaya ve böylece birbirimizi daha kolay anlar hale gelmeye çalışıyoruz. Tarihimizi ona yaklaştırmaya çalışıyoruz. Ortak bir mazi yaratma peşindeyiz…

Atatürk’ün bu sözleri, sadece Orta Asya Türkleri için değil aynı zamanda dünyanın dört bir köşesinde yaşayan tüm dış Türkler için geçerlidir.

Peki, bir coğrafya için Türk coğrafyasıdır diyebilmek için neler gereklidir. Kesinlikle Türk kültürünün orada kesintisiz devam etmesi lazım gelir. Yoksa o bölge Türklüğünü muhafaza edemez. İşte Kerkük bu tarife tam anlamıyla uymaktadır. Müziğiyle, hoyratıyla, şiirleriyle, tarihiyle, mimarisiyle, gelenek görenekleriyle ve geleneksel yaşam tarzıyla Türk kültürünün yıkılmaz bir kalesidir.     

Burada Kerkük şehitlerini ele alırken, Irak devletinin baskısı veya işkencesi altında şehit olanları değil, Osmanlı Devleti döneminde, Kerkük sancağından vatan savunması için cephelere koşan ve buralarda şehit olan Kerkük doğumlu şehitlerden bahsedeceğiz. Amacımız, Irak Türklerinin (ki o zaman onlar dış Türk değil, öz be öz anavatanın bir parçası idiler)  vatan uğrunda yaptıklarına belgeleriyle örnekler vermek ve onlarla ilgili olarak Anavatan’a ve özellikle gençlere küçük bir hatırlatmada bulunmaktır.

 

Değerlendirmemiz 1877–1878 Osmanlı–Rus savaşından 1922 İstiklal Savaşı sonuna kadar geçen süre içerisinde meydana gelen savaşlarda şehit olan Kerküklü vatan evlatları hakkında olacaktır. En fazla şehidin verilen Birinci Dünya Savaşı, gerek Türk tarihi açısından ve gerekse de dünya tarihi açısından büyük bir önem arz etmektedir. Bununla beraber konu milli tarih ve kültüre katkı noktasından ele alınarak, şehitlerin künyeleri tespit edilip yeni nesillere belgelere dayalı olarak doğru bir şekilde aktarılması amaçlanmıştır. Konunun incelenmesi temelde Kerkük örneği esas alınarak tespit edilmiştir. Kerkük dışında kalan Musul ve Bağdat’ta yaşayan Irak Türklerinin genel değerlendirmesi çok uzun olacağından ayrı bir araştırma konusu olarak bırakılmıştır.

Makalenin sonunda verilen Kerküklü şehitlerin listesi, genel olarak Osmanlı savaş zayiat kayıtları esas alınarak hazırlan ve MSB Arşiv Müdürlüğü tarafından 1998 yılında yayınlan “Şehitlerimiz” adlı beş ciltlik eserden alınmıştır.[1] Şehitler hakkında değerlendirmeye geçmeden önce dönemin Kerkük’ü ile ilgili kısa bir hatırlatmanın yerinde olacağı kanaatindeyiz. 

Osmanlı Devletinin son döneminde Kerkük Sancağının nüfusu hakkında en geniş bilgi, Musul vilayet Salnamelerinde verilmektedir. Salnameler, vilayetin demografik yapısı gibi bugün bile ihtilaf konusu olan hususlarda, dönemine ışık tutacak açık ve sarih ipuçları vermektedir. Osmanlı devletinde XV.-XVIII. yüzyıllar arasında uygulanan nüfus sayım usulü (Tahrir Sistemi) var olan nüfusun dini mensubiyetleri hakkında net bilgiler verirken, bu nüfusun kesin sayısı ve etnik yapısı hakkında tam ve doyurucu bilgiler vermemektedir. Bu durum, Osmanlı toplumunun dinî açıdan Müslüman ve Müslüman olmadıklarına; hukukî açıdan da vergi verip vermediklerine bakılarak, askerî ve re’âyâ diye sınıflandırılmasından kaynaklanmaktaydı. Nitekim o dönemde Osmanlı Devleti, tahrir usulüyle bir bölgede sayım yaptırırken, o bölgenin etnik yapısını ortaya çıkarmak gibi bir düşünce ve kaygı taşımamaktaydı. Vilayet salnamelerinde ise nüfusun dini mensubiyeti yanında miktar ve etnik yapısı hakkında da kesine yakın bilgiler bulunmaktadır. Çünkü XIX. yüzyılın başlarından itibaren Osmanlı yöneticileri, farklı etnik yapıdan gelen ve özellikle Hıristiyan olan grupların, dönemin yükselen değeri olan milliyetçilik akımlarından etkilenerek bağımsızlık elde etme gayretleri içine girmeleri ve yavaş yavaş devletten kopmaya başlamaları üzerine, ülkedeki mevcut etnik yapıyı tam olarak bilmek ihtiyacı duymaktaydılar.[2]

Etnik yapının yanı sıra, bölgedeki zengin petrol yataklarının varlığı, XIX. yüzyılın ikinci yarısından itibaren Batılı güçlerin dikkatini çekmiş ve bölge üzerindeki politikalarına yön vermiştir. Nitekim Birinci Dünya Savaşı öncesinde Irak toprakları bir yandan İngiltere-Fransa çekişmesine sahne olurken, diğer taraftan da bölge üzerinde İngiltere-Almanya rekabeti yoğun bir şekilde yaşanmıştır. 1914’te Birinci Dünya Savaşı başlamış ve İngiltere’nin Musul-Kerkük petrollerine sahip olma tutkusu Ortadoğu stratejisinin vazgeçilmez bir parçası haline gelmiştir[3].

Osmanlı hâkimiyeti altındaki Musul eyaleti Musul, Kerkük ve Süleymaniye sancaklarından oluşmaktaydı. Bu eyalette XX. yüzyıl başlarında 350 bin nüfus yaşamakta idi ve daha sonra Irak’ın mülkî taksimatında da bu sancaklar esas alınmıştı. 1947 sayımına göre Musul, 1.350.000 nüfusuyla Musul, Kerkük, Süleymaniye ve Erbil sancaklarından oluşmakta idi[4].

Musul vilayet salnamelerindeki verilere göre XIX. yüzyılın sonlarında 1894 yılında kayıt dışı ve kayıtlı nüfusa baktığımızda eyalette toplam 252.416 hane mevcuttur. Bir hanenin kesin olarak kaç kişiden oluştuğunu tespit etmek imkânsız ise de genel kabul gören 5 sayısı ile çarptığımızda, 1.262.080 kişilik bir nüfus ortaya çıkmaktadır. XX. yüzyıl başlarında dünyada ve bölgede yaşanan savaşlar göz önünde bulundurulduğunda, bu sayının kesin olmamakla birlikte, dönemin nüfusunu aşağı yukarı yansıttığı varsayılabilir[5].

Bölge üzerine çalışan birçok araştırmacı bilir ki, Birinci Dünya Savaşı sonrasına kadar kuzeyden güneye doğru uzanmakta olan Türk yerleşim bölgesi Büyük Yol olarak adlandırılmakta idi. Bu alan; Musul ve civarındaki kasabalar ile Telafer kazasını, Yarımca, Nebi Yunus, Reşadiye, Erbil, Kerkük ve etrafındaki köy ve kasabaları, Altınköprü, Kuştepe, Dakuk (Tavuk), Tazehurmatu, Tuzhurmatı, Yenice, Çardaklı, Karatepe, Kifri (Salahiye), Leylan, Bağdat ile Bağdat’ın doğu ve güneydoğusundaki Hanekin, Mendeli, Köşk, Kızılrabat, Bedre, Cessan, Deliabbas kasabaları ve bunların etrafındaki köy ve mezraları kapsamaktaydı[6]. İşte kabaca bu şekilde sınırları çizili alan, yoğun bir Türk yerleşimine sahne olmuştur.

Özellikle Kerkük, Osmanlı idaresine girmeden önce de Türkmenlerin elinde bulunmakta ve “Gökyurt” olarak adlandırılmakta idi. Kanuni’nin Bağdat’ı fethi ile Musul bölgesindeki Osmanlı hâkimiyeti kesinleşmiş ve Musul, 6 sancaktan oluşan bir eyalet haline getirilmişti[7].

H.1325 tarihli Musul Vilayet Salnamelerinde Türk şehri olarak bilinen Kerkük hakkında şu bilgiler verilmektedir; “Kerkük, 14 mahalleden oluşmaktadır”. “Kerkük şehrinde 26.510 Müslüman, 432 Keldani ve 463 Musevi olmak üzere 27.405 erkek nüfus var ise de, buna bir misli kadın, üç binden az olmayan yabancı ilave olunursa şehrin toplam nüfusu 57.810’a ulaşmış olur. Şehir halkı umumiyetle Türk’tür ve Türkçe konuşurlar, gurebâ[8] olarak bir miktar Arap ve Kürt ile az miktarda İranlı bulunur”. [9]

 

Salnamelerin basıldığı dönemde, 1890’larda Düyûn-ı Umûmiye Müfettişi olarak bölgeye gelen Vital Cuinet’nin konuyla ilgili verdiği bilgiler, salnamelerde verilenleri doğrular niteliktedir. Zira Cuinet, “La Turquie d’Asie” adlı eserinde Kerkük’ün nüfusunun 30.000 civarında olduğunu, bunun 28.000’ini Türkmenlerin oluşturduğunu açık bir şekilde zikretmektedir[10].

Kerkük’teki Türk nüfusunun yoğunluğu bölgeye gelen Batılı seyyahların da dikkatini çekmiştir. Örneğin 1910 yılında bölgeye gelen E.B. Soane, Kerkük’ü “Türkmenleri ile meşhur” olan bir yer olarak tanımlamıştır. Yine aynı tarihte İngiliz konsolosluk raporundaki verilere göre de Kerkük ve Telafer’de 50.000 Türkmen bulunurken, buradaki Kürtlerin sayısı sadece 2.000’dir[11]. Birinci Dünya Savaşı öncesinde şehirde 20.000 nüfus yaşamaktaydı ve bunun büyük kısmını Türkler oluşturuyordu[12]. Diğer Batılı kaynaklardaki rakamlar ise şöyledir: Birinci Dünya Savaşından sonra bölgede İngiliz siyasi memuru olarak görev yapan W.R. Hay’a göre savaştan önce 30.000; 1919–1925 arasında burada bulunan C.J.Edmons’a göre de 25.000 nüfus yaşamaktaydı ve çoğunluğunu Türkmenler oluşturmaktaydı[13].

Görüldüğü üzere XIX. yüzyıl sonları ile XX. yüzyıl başlarında hem Türk arşiv kaynakları, hem de Batılı kaynaklar, Kerkük’ün bir Türk şehri olduğunda hemfikirdir. Fakat son dönemde Kerkük’ün özel konumu, petrol endüstrisi için taşıdığı değer ve merkezi idare ile Kürtler arasındaki konumundan dolayı, bölgedeki demografik yapı sürekli olarak Türkmenlerin aleyhine değiştirilmektedir.

Salnamelerde, vilayet genelinde belirtilen birtakım ekonomik faaliyetlerden bahsedilmektedir ki bunlar bölgenin stratejik önemiyle doğrudan alâkalıdır. Örneğin Kerkük, zengin petrol havzasının merkezi olmadan önce, hububat, hayvansal ürünler ve yapağı gibi malların alım-satımının yapıldığı önemli bir pazaryeri konumunda idi ve Birinci Dünya Savaşından sonra petrol işletmeciliğinde yaşanan gelişmeler sonucunda, döşenen petrol boru hatları ile petrol üretimi yıllık 22 milyon tona ulaşacaktı[14]. Kerkük’ün petrol açısından zengin bir bölge oluşu salnamelerde şu şekilde verilmektedir: “Kerkük civarında çok zengin üç adet petrol kuyusu vardır ki, halk gaz ihtiyacını bunların çıkartılmasıyla temin eder. Yerel halk bir şirket kurup, gerekli teknik alet ve edevatı getirerek kuyulardan petrol çıkarmaya başlayacak olursa, büyük bir servet kazanabilir”. “Kerkük kazasının güneyinde bulunan Hamrin dağı eteğinde, koruma altında büyük ve zengin bir tuz madeni vardır. Bu madenin doğusunda 5–10 kuyudan yıllık olarak yüz bin okka[15] petrol çıkartılmaktadır. Kil nahiyesinde birkaç kuyuluk petrol bulunmakta ve devlet tarafından işletilmektedir. Yine Tuzhurmatu nahiyesinde de Emlâk-ı Hümayun’a ait petrol madeni vardır”.[16]

Nitekim Başbakanlık Osmanlı Arşivinde yer alan “BOA.HH.THR.239 – 60”  sayılı belgede, 22 Ekim 1901 tarihinde Hazîne-i Hâssa-i Şâhâne adına bir araştırma yapan Maden Mühendisi “Paul Groskoph” Padişah’a sunduğu raporda, özet olarak şunu dile getirmektedir: “Dicle ve Fırat nehirleri havzasında pek zengin ve mühim petrol memba’ları olup, bunlar işlendiği takdirde fevâid-i azîme (olağan üstü faydalar) elde edilecektir. Adı geçen memba’ların doğal yapısı pek müsaittir. Bu bölgeden bir şimendifer hattının geçirilmesi söz konusu memba’ların değerini ve önemini artıracaktır.” … “ Kesin olarak arz ederim ki, Fırat ve Dicle sahillerinde bulunan petrol madenleri, dünyada en ziyade petrol hâsıl eden membalardan biri olacaktır”.[17]    

Kerkük ve bölge ile ilgili verdiğimiz bu kısa hatırlatmadan sonra yazımızın esasını oluşturan Kerkük şehitleri hakkındaki değerlendirmemize geçebiliriz. Bu makalenin sonundaki listede yer alan “147” kişi, cephede bilfiil kurşunla vurularak şehit olan veya yaralanarak hastaneye kaldırılan ve orada vefat edenlerdir. Bunların dışında kalan kayıplar, esirler, boğulanlar, donanlar, hastalıktan ölenler vs. gibi nedenlerle vefat edenler, değerlendirme kapsamı dışında tutulmuştur. Zira böyle bir değerlendirme çok farklı ve kapsamlı bir araştırma konusu olacaktır.

Kerkük sancağından şehit olan “147” şehit hakkında; yaşları, şehit oldukları savaş, cepheleri, rütbeleri ve şehitlerin ilçelere göre dağlımı gibi temel konularda değerlendirme yapılmıştır.

Yaş durumları aşağıdaki grafikte de görüleceği üzere, 18 yaş ile 46 yaş arasında değişmektedir. Doğum tarihleri R.1280 (1864) ile R.1315 (1899) arasındadır. Dikkat edilecek bir husus da, bu zaman diliminin çok geniş bir kitleyi kapsamasıdır. Grafikte her yaş kitlesinin miktarı ve oranları verilmiştir. Bu grafikten de anlaşılacağı üzere genç ve yetişkin neslin büyük bir çoğunluğu bu savaşa katılmış ve bunların büyük bir kısmı savaşlarda zayi olmuştur. Nitekim savaş sonrası Irak Türklerinin en büyük sıkıntısı aydın kesimin yokluğu ve yetişmiş insan sayısının yok denecek kadar az olmasıdır. Bunun sebebini de savaşlarda çarpışan kitlelerin yaşlarından tespit etmek mümkündür.

Şehitlerin Değerlendirilmesi:

 

Osmanlı Devletinin Birinci Dünya Savaşı döneminde çıkarmış olduğu kanunlar çerçevesinde normal şartlarda 20 yaşından gün alanlar asker oluyordu. Barış zamanında ordunun mevcudu 200.000 civarındaydı. Birliklerde 1307, 1308 ve 1309[18] doğumlu erler silâhaltına alınmıştır. Ancak 03 Ağustos 1914 tarihinde ilan edilen seferberlikle bu doğumluların yanı sıra, 1291 ile 1306 arası doğumlu 16 sınıf ihtiyat er silâhaltına çağrılmış ve bunları da 1284–1290 arası doğumlu olan Müstahfız[19] erler izlemiştir. Ki bu suretle muvazzaf ordunun üç doğumlular hariç 45 yaşına kadar olan, 22 doğum grubu silâhaltına çağırılmıştır. Bu konu üzerinde önemle durulmuş ve yaptırım gücü arttırılmıştır.[20]

 

 

Kerkük sancağından şehit olan “147” şehidin savaşlara göre dağılımına bakınca; Birinci Dünya Savaşı şehitlerinin (130 kişi şehit olmuştur) büyük bir çoğunluğu oluşturduğu ve şehitlerin toplama oranı yaklaşık %88,5 olduğu görülmektedir.  İkinci sırada, her ne kadar İstiklal savaşı gelmekte ise de arada büyük bir fark bulunmaktadır. Bilindiği gibi Kerkük, Birinci Dünya Savaşı sonunda 1918 yılında İngilizler tarafından işgal edilmiş olduğundan, İstiklal savaşı sırasında Türk ordusuna asker gönderme olanağı bulunmamaktadır.

Şehitlerin cephelere göre dağılımına gelince, yukarıda da zikrettiğimiz gibi Birinci Dünya Savaşı Cepheleri ilk sırada yer almaktadır. Ancak burada Birinci Dünya Savaşı cephelerindeki şehit sayısı izah edilmesi gereken bir husustur. Örneğin; Çanakkale cephesinde sadece 5 Şehit (% 3,5) varken,  Irak Cephesinde 63 Şehit (% 43), Kafkas Cephesinde 48 Şehit (% 32,5), Filistin Cephesinde 9 Şehit (% 6) ve bunların dışında kalan diğer cephelerin toplam şehit sayısı da 22 olup, %15’e tekabül etmektedir. Peki, neden şehitlerin yaklaşık  % 75,5’ı sadece iki cephede, Irak ve Kafkas cephelerinde toplanmıştır?

Bunun temel nedeni, 1913 tarihli askeri teşkilat sisteminde yatmaktadır. Osmanlı devleti yönetiminde 1913 yılı ortalarında İttihat ve Terakki Cemiyeti oldukça güçlü bir duruma gelmiştir. Mahmut Şevket Paşa hükümetinin başlattığı iç ıslahat meselesi, İttihatçılar tarafından 20 Eylül 1913’te yapılan kongrede, İmparatorluğa ekonomik canlılık kazandıracak kanunların çıkarılması, ticaret ve endüstrinin geliştirilmesi sorunları olarak ele alınmıştı. Ayrıca ordunun yeniden teşkilatlanması kararlaştırılmış ve 28 Teşrin Evvel 1329 (11 Aralık 1913) tarihinde çıkan yeni teşkilât Nizamnamesiyle Türk Kara Ordusu; Harbiye Nezaretine bağlı dört Ordu Müfettişliği halinde, biri bağımsız olmak üzere 13 Piyade Kolordusu, 38 Piyade Tümeni (ikisi bağımsız) ve 4 Süvari Tümeni’nden teşekkül ediyordu.[21]

İşte bu yeni Teşkilat-ı Umumiye-i Askeriye Nizamnamesi gereği, merkezi Kerkük’te bulunacak 35. Tümen’e ve merkezi Musul’da bulunacak 36. Tümen’e bağlı olarak Dördüncü Ordu Müfettişliğinin 12. Kolordusunu teşkil edilmiştir. Bu kolordunun görev yeri Musul Vilayeti, yani Birinci Dünya Savaşı sırasında Irak cephesidir. 35. Tümen’i besleyen askerlik şubeleri ise, Kerkük, Köysancak, Kifri, Dakuk (Tavuk) ve Süleymaniye askerlik şubeleridir. 36. Tümen’i besleyen askerlik şubeleri ise, 1. Musul, 2. Musul ve 3. Musul ile Başika, Dahok, Akra, Erbil ve Revanduz askerlik şubeleridir.[22] Irak cephesinde İngiliz işgaline karşı savaşan birlikler içerisinde, 12 ve 13. Kolordunun bulunmasından dolayı en fazla şehit Irak Cephesinde, doğal olarak da Kerkük ve Musul’dan verilmiştir. Daha sonra ve özellikle 25 Nisan 1916 tarihli Kuttu’l-Amara zaferinden sonra Irak cephesinde mevcut birlikler, bu sefer Ruslara karşı muharebe etmek üzere Kafkas cephesine sevk edilmiştir. Bu hareket hem Kafkas cephesinde önemli zayiat vermemize neden olmuş, hem de İngilizlere Bağdat’ı işgal etme olanağı vermiştir. Bağdat, âdeta altın tepside sunulmuş ve 11 Mart 1917 tarihinde hiçbir mukavemetle karşılaşmadan İngilizlerin eline geçmiştir.[23]

Yukarıda aktarmaya çalıştığımız tarihi gerçekler sonucunda, Kerkük nüfusuna kayıtlı olanlar ağırlıklı olarak Irak ve Kafkas cephesinde şehit olmuşlardır. Ancak bilindiği gibi Osmanlı Devleti çeşitli cephelerde yaptığı savaşlarda verdiği büyük zayiatları sonucunda oluşan asker boşluğunu kapatmak için yeniden silâhaltına alınan askerleri, mahalli mürettibi olamayan yerlere de sevk ettiği bir gerçektir. Bu kuvvetler takviye birlik olarak her cepheye gönderilmiştir. Bundan dolayı bir Kerküklüyü hem Çanakkale ve hem de Filistin cephesinde görmek mümkündür.

Birinci Dünya Savaşı sonrasında, şehit olanların ailelerine şehit maaşı olarak sabit 100 Kuruş aylık maaş bağlanmıştır. O dönemde 100 Kuruşla 200 adet gazete veya 44 kg. şeker, ya da 13,5 kg. et alınabilmektedir.[24] Ancak, Irak Türkleri bu aylık maaşı da alamamışlardır. Bunun nedeni ise İngiliz işgali neticesinde “milli hudutlar” dışında kalmalarıdır.

Şehitlerin rütbelerine göre yapılan değerlendirmede ise doğal olan sonuçla karşı karşıya kalmaktayız. Nitekim aşağıdaki grafikte görüldüğü üzere, en fazla şehit Er rütbesi ile karşımıza çıkmaktadır. Şehit olan 94 Erbaş ve Er’in toplam şehit sayısında oranı yaklaşık olarak % 64 civarındadır. Subaylar arasında ise ki şehitlerin oranı rütbelerin yükselmesiyle azalmaktadır Teğmenler (21 Şehit) ilk sırada ve oranı yaklaşık olarak % 14,3 civarında, Üsteğmenler (13 Şehit) yaklaşık % 9 civarında ve Yüzbaşılar (10 şehit) % 7 civarındadır. Bunların yanı sıra 4 Yedek Subay Adayı, bir Yedek Subay, bir Kd. Yüzbaşı, iki Askeri Memur ve bir Binbaşı şehit de mevcuttur.     

Yukarıda da izah edildiği üzere, bu makalede sadece Kerkük sancağı şehitleri ele alınmıştır. Irak’ın diğer bölgelerdeki şehitlerin istatistik bilgileri daha sonra geniş bir araştırma ile sunmaya çalışacağız. Ancak buna rağmen Kerkük Sancağındaki şehitlerin ilçelere göre dağılımını vermekte fayda gördük ve bir istatistik bilgisi olarak karşımıza şu sonuçlar çıktı. Şehitlerin % 70’i (103 Şehit) Kerkük merkez kazadandır. İkinci sırada 19 Şehitle Erbil kazası olup, oranı yaklaşık olarak % 13’e tekabül etmektedir. Diğer kazalardan ise toplam olarak 25 şehit mevcut olup, oranları da yaklaşık olarak şehit miktarının %17’sine tekabül etmektedir. 

Sonuç olarak, Irak Türklerinin yoğun olarak yaşadığı Kerkük, Osmanlı kayıtlarında ve belgelerinde tüm varlığıyla bir Türk şehri olarak ortaya çıktığı gibi; bu defa da, verdiği şehitlerle bu iddiayı teyit etmektedir. Bu değerlendirme sadece Kerkük sancağını ele almaktadır. Niyetimiz asla bölgecilik yapmak değildir. Ancak, gerek Musul ve gerekse Bağdat vilayetlerinde yaşayan Türkler hakkında böyle bir değerlendirme çok uzun zaman ve çok daha kapsamlı bir araştırma gerektirmektedir. Hatta bu araştırma makale olmaktan ziyade, bir kitap konusunu teşkil eder. Son söz olarak şunu diyebiliriz ki, tarih bir milletin hafızasıdır. Irak’ta yaşayan Türkler, şanlı tarihinin önemli kesitlerini yeni kuşaklara tarihi gerçekler ışığında aktarmayı bir hedef olarak benimsemelidirler. Bu şekilde mazisini bilenler geleceklerini daha mantıklı kurmaya çalışırlar.

                                                                                                     Cengiz Eroğlu


[1] Şehitlerimiz; 5.cilt,  MSB. Yayınları, 1998, Ankara, s. 216–218.

[2] Daha detaylı bilgi için bkz.“Osmanlı Vilayet Salnamelerinde Musul”, Cengiz EROĞLU-Murat BABUÇOĞLU-Orhan ÖZDİL, Global Strateji Enstitüsü, Yayın No:5, Ankara, 2005, s. 37.

[3] Irak toprakları üzerinde Batılı emperyalist devletlerin rekabetiyle ilgili olarak daha ayrıntılı bilgi için bkz. Suphi Saatçi, Tarihi Gelişim İçinde Irak’ta Türk Varlığı, İstanbul 1996, s.106–117.

[4] Darkot, “Musul”, s.744; Musul’un nüfus sayımlarına dair birçok kaynakta birbirinden farklı bilgiler verilmektedir. Örneğin Encyclopedia of Islam’da verilen bilgiye göre 1977’de yapılan sayımlarda 430.000 nüfusa sahiptir ve bu yönüyle Bağdat (2.86 milyon) ve Basra (450.000)’dan sonra Irak’ın üçüncü büyük kenti konumdadır. Bkz. P.Sluglett, “Musul: Since 1900”, EI2, Koninklijke Brill NV, Leiden, The Netherlands.

[5]Osmanlı Vilayet Salnamelerinde Musul”, s. 43.

[6] Dr. Sinan Marufoğlu; Osmanlı Döneminde Kuzey Irak, Eren Yayıncılık, İstanbul 1988, s.57.

[7] Musul-Kerkük İle İlgili Arşiv Belgeleri (1525–1919), Başbakanlık Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü Yayınları, Ankara 1993, s.24–25.

[8] Garip, kimsesiz anlamları olsa da burada; gurbette kendi memleketinin dışında bulunan, yabancı veya yabancı yerde bulunan kimse anlamındadır. Şemseddin Sami, Kâmûs-i Türki, İkdam Matbaası, İstanbul, 1317, s.965

[9]Osmanlı Vilayet Salnamelerinde Musul”, s. 177.

[10] Vital Cuinet, La Turquie d’Asie, c. II, Paris 1891. Ayrıca bkz. Z. Kurşun–D. Hut, “Kerkük’ün Sosyal ve Demografik Yapısı”, Global Strateji Dergisi, sayı I, s.7.

[11] Z. Kurşun-D. Hut, “Kerkük’ün Sosyal ve Demografik Yapısı”, s.6.

[12] J.H.Kramers, “Kerkük”, İA, MEB Yayınları, VI, Eskişehir 1997, s.590.

[13] Z. Kurşun-D. Hut, “Kerkük’ün Sosyal ve Demografik Yapısı”, s.8.

[14] Kramers, “Kerkük”, İA, s.591.

[15] Bu rakam, 1308 tarihli Musul Vilayet Salnamesine göredir. Bir okka 400 dirhem veya 1,282 gramdır.

[16]Osmanlı Vilayet Salnamelerinde Musul”, s. 56.

[17] Daha detaylı bilgi için bkz. Osmanlı Döneminde Irak”, Başbakanlık Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü, Osmanlı Arşivi Daire Başkanlığı Yayınları, YN.83, İstanbul, 2006, s.216–220.

[18] Osmanlı askeri kayıtlarda askerlerin doğum tarihleri Rumi tarih olarak verilmektedir. Miladiye çevirmek için 584 yıl ilave edilmek suretiyle miladi tarih bulunur. Örneğin; (R 1307 + 584 = M 1891).

[19] Müstahfız veya Müstahfaz her iki şekilde okunabilir. Sözcük anlamı Koruyucu,  Nizamiye ve Rediften sonra 40 yaşından yaşlı olanlar, bulundukları ilde harp esnasında, diğer sınıfların cepheye sevkinden sonra memleketi korumak ve kollamak için silâhaltına alınan bir askeri sınıftır. Bu askeri sınıfı tamamlayan bir kişi artık askerlik ile hiçbir ilişkisi kalmaz. Şemseddin Sami, Kâmûs-i Türki, İkdam Matbaası, İstanbul, 1317, s.1336.

[20] Türk Silahlı Kuvvetleri Tarihi, cIII, s.288–291.

[21] Daha detaylı bilgi için bkz. “Osmanlı Ordu Teşkilatı” MSB Yayınları,  TTK Basımevi, Ankara, 1999, s. 150–60.

[22] a.g.e. s.266–267

[23] Musul-Kerkük İle İlgili Arşiv Belgeleri (1525–1919), Başbakanlık Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü Yayınları, Ankara 1993, s.33.

[24] Dr. Cihat Göktepe, Birinci Dünya Harbi’nde Şehit Olan Askerler Hakkında Bazı Değerlendirmeler (Konya Örneğine Göre), Yedinci Askeri Tarih Semineri Bildirileri II, Genelkurmay ATASE Başkanlığı Yayınları, Ankara,2001 s.133.

About these ads

Leave a Comment »

RSS feed for comments on this post. TrackBack URI

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s

Blog at WordPress.com. | The Pool Theme.
Entries and comments feeds.

Follow

Get every new post delivered to your Inbox.

%d bloggers like this: